DİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2011 Perşembe

At kendini seccadeye bir tövbe et dönmemecesine...O’nun sevmediği herşeye “elveda” de!




ŞİMDİ SUS GÖNLÜM!

SUS VE TESLİM OL!

FANİ UMUTLARLA TÜKENMEKTEN VAZGEÇ...

DÜNYA BUNA DEĞMEYECE KADAR KISA...

SABIR ZAMANI KISA...

BİR ŞİMŞEK PARILTISI KADAR KISA!..

UNUTMA EY GÖNÜL,

BURASI DÜNYA!

SEFASI DA FANİ,CEFASI DA..

NE OLUR GÖZLERİN YAŞARSADA,

DİLİN ANCAK RABBİNİN RAZI OLDUĞU SÖZ SÖYLESİN.

SABRET GÖNLÜM!

PES ETME!!!



"Ask mücadelesi degil, mücadele aski içinde ol...

PEYAMI SAFA

بسم الله الرحمن الرحيم

Huzura ulaşmanın tek yolu vardır; o da huzura durmaktır.
İşte her şey burada bitiyor.
Bazı insanlar mutluluğa yoga ile ulaşmaya çalışırken bizim secdelerimiz var
o yüce makama ulaşma hazzı ile bizleri mutluluğa ulaştıran.
Huzuru bulmak için önce yaratana varmak gerekir ki yaratana varmanın tek yolu da secdedir.
O secde ...ki yaratanına en yakın olduğun an. Tam teslimiyetin ifadesidir o an.

O an ki rabbinin huzurunda acizliğini haykırmaktır.
— “Rabbim! Ben yaratılanım sen ise yaratan.

Ben fani olanım sen ise baki olan” demektir.
Nasıl ki küçük bir çocuk suç işlediğinde korktuğunda annesine sığınır ondan yardım ister.

Hatta annesinden dahi korksa annesine nazlanır ona cilve yapar
ve sonunda annesinin gönlünü alır ve yine ona sığınır.
Tıpkı böyle bir yavrunun annesine sığınması gibi kulun da rabbine sığınmasıdır sığınağıdır secde.
Bir günah işlediğinde secde et ki rabbin bağışlasın.

Hayır işlediğinde de secde et ki rabbine şükret Rabbin de devamını nasip eylesin.
İnsan sevdiğinin dostunun yanından gönlünden ayrılmak kopmak ister mi?

Tabii ki istemez. İşte kul da secdeler ile yaklaşır gerçek dostuna onun sevgisine ve övgüsüne.
Ne duruyorsun! Haydi var secdeye var secdeye gir hakiki dostun gönlüne.

Sür yüzünü toprağa ki nefsin de düşsün toprağa kalsın yerde.
Al sen rabbinin rızasını gir ebedi dostun gönlüne. Dök içini dök içini sal gözyaşlarını ki rahatlayasın.
Merak etme sakın! Senin kalbi duaların göklerin kubbelerini çınlatıyor.
Sen ol pişman et tevbe dök gözyaşını dök. Bak! Hissettin mi rabbin rızasını?
Hissediyor musun kalbinin siyah lekelerinin paslarının cilalandığını?
Rabbin biliyor; ama olsun yinede sen getir sıkıntılarını dile.Sun isteklerini rabbine sun ki kabul olsun duaların niyazların.
Sen yeter ki unutma. Rabbin seni duymakta ve sen yak kendini pervaneler misali ki kurtuluş onda.

Yeter ki unutmadan yakar rabbine secdelerinde onun af ediciliğini merhametini bile bile.
Dök içini dök iyice ki kalbin dünyalık ne varsa döksün kirini silsin lekelerini.

Silsin ki gönlün ersin felaha yeter ki secdeler ile yakar ALLAH’a.
Bak! Akan yaşlar boşa değil. Rabbin senden razı sen de ol rabbinden razı.

Rabbin affediyor bütün günahlarını.
O günahlar ki secdelerde akan yaşlarda saklı imiş onlar aktıkça kalp temizlenirmiş.
Rabbimiz tövbeleri kabul ediyor. Hele ki ona en yakın olduğun anlarda olunca seni rahmetine alıyor.
Hissediyor musun kuş gibi olduğunu kalbinin uçtuğunu.

İşte bu secdenin lütfu. İşte şimdi buldun hakiki huzuru ve mutluluğu.
Biz secde olmasaydı ne yapardık nasıl rabbimize yaklaşırdık?

Rabbime hamdolsun; bize ona yaklaşma yolu lütfettiği için.
Secde ediyorum rabbime bana secde ihsan ettiği için...

(alıntı)




Kalbiniz üç şeyin evi olsun: Aşkın(ALLAH C.C.), ümidin, imanın….

بسم الله الرحمن الرحيم

Allahım,
Kusurları görenlerden değil, örtenlerden;
Teselli arayanlardan değil, teselli edenlerden;
Anlayış bekleyenlerden değil, anlayış gösterenlerden;
Yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil,
Sevenlerden olmamıza yardım et.
Yağmur gibi hiçbir şey ayırdetmeyip
Aktığı her yere canlılık bahşedenlerden;
Güneş gibi hiçbir şey ayırdetmeyip
Işığıyla tüm varlıkları aydınlatanlardan;
Toprak gibi her şey üstüne bastığı halde
Hiçbir şeyini esirgemeyip
Nimetlerini herkese verenlerden;
Ve gece gibi, ayıp ve kusurları sarıp örten,
Alemin dinlenmesine imkân hazırlayanlardan olmayı
bize lütfet.
Alan değil, veren ellerin;
Affedici olduğu için affedilenlerin;
Hak ile doğan,
Hak ile yaşayan ve Hak ile ölenlerin
Ve sonsuz yaşamda yeniden doğanların
Safına katılmayı bize nasip eyle.
Amin… Amin…Amin...


HAYIRLI CUMALAR DİLERİM...

KARDELEN


AŞK!

O aşk ile dol ki, güzel sev! . Güzeli sev!
”Güzel” kimdir?
Kaşı güzel, gözü güzel, ağzı burnu, yüzü güzel mi? …
Bunu da Hz.Rasûl Aleyhisselâm açıklıyor;
“İnnallahe cemîlûn muhibbûl cemâl…..


ALLAH GÜZELDİR; GÜZELİ SEVER!..



Dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek... O bizi dışarı koğmadan biz...
Şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz .Dünya gelip gecici gercek olan ölüm baki...


Mahcubum Ya RAB!..


NûN İLE KALEME YAZMAKTA OLDUKLARI ŞEYLERE ANDOLSUN...

ELİF AŞK TIR NÛN SABIR...

hem elifteyim hem nûn da...

BİR NEY MİSALİ İNLERİM...

HER SIRRIN SONUNDA...


Copyright ©2011 KARDELEN™


23 Ocak 2011 Pazar

"Sebepler sükût etmiş.. O'nu düşün serinle.. Telaşa kapılma, imanın sesini dinle.. Hiç durma 'O'na yönel, gönül diliyle inle.."



Ne güzel cenneti daha dünyadayken yaşamak...
Yaşayabilmek...
Gören göz değil hisseden yürekle yaşamak O'nu...
ve yaşamak sevgiyi..ve yaşamak huzuru...
ve yaşamak güzelliği...
ve yaşamak cenneti...



...Hayırlı Bir Eş ALLAH'ın Kuluna Özel Bir İkramıdır; Hayırsız Eş İse Dünyanın En Ağır İmtihanıdır'!...

Mümin'in dünyadaki cenneti...

Zaman sabahın seher vaktini kucaklamaya hazırlanırken gök kubbede hoş bir seda yankılanıyor...
Essalatu hayrun minen nevm.. namaz uykudan hayırlıdır.. gök kubbe bu sedayla
O'nu zikretmeye hazırlanırken evinizde hoş bir muhabbet başlıyor..
Mahmur olan gözleriniz ilahi nidayı duyan kulaklarınızla aydınlanırken

sizde O'nu zikretmek için kalkıyorsunuz yarı ölüm olan uykunuzdan.. .
yine bir şükürle.. yine bir zikirle kalkıyorsunuz yatağınızdan..
Ve önce siz alıyorsunuz abdestinizi ilahi huzura en güzeliyle varmak niyetiyle... ve odanıza geliyorsunuz...
size cennet olan sizinde kendisine cennet olduğunuz eşinizi çağıracaksınız O'nun huzuruna varırken size eşlik etmesi için..

ki böyle bir çağrıda cenneti yaşayan eşiniz elbet ki en güzel bir cevapla kalkacak yarı ölüm olan uykusundan..
Ve işte o an odanızda öyle bir aydınlık olucak ki.. hiçbir maddi lamba bu aydınlığı veremez odanıza...


çünkü bu aydınlık yüreğinizin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık cennetin aydınlığı.. çünkü bu aydınlık O'nu sevmenin aydınlığı..

çünkü bu aydınlık kendisini sevene en güzel sevgiyi verenin vaat ettiği aydınlık..
Ve işte seccadeler serilmiş oraya doğru... gönüllerin coşkusunu en güzel yaşadığı kabeye doğru...


ön safta eşiniz... orta safta yuvanızın gülleri bülbülleri evinizin neşesi çocuklarınız ve arka safta siz...

gözlerinizde tatlı bir göz yaşı... ama bu göz yaşı acı için hüzün için akan göz yaşı değil...

en güzel huzura en güzel şükür için akan göz yaşı.. O'nu sevmenin O'nu yaşamanın göz yaşı..
Dillerde Allah-u ekber nidası odanızda kulluğunuza şahit melekler.. yüreğinizde O...


gözlerinizde en güzel aydınlık.. ve siz.. ve eşiniz.. ve çocuklarınız..
İşte cennetiniz..


işte huzurunuz.. işte yüreğiniz.. işte O.. ve işte O'nu sevmek..
Cennet uzakta değil..


Mü'min dünyadaki cenneti.. işte cenneti.. kendisine her an O'nu hatırlatan ailesi..

Huzurun en güzeli en yücesi en tatlısı ile başlamıştır gününüz..
yarı ölüm olan uykudan O'na kul olmanın huzuruyla uyanan ruhunuz
bu huzurun şükrünü seccadeye varan başlarla gözünüzden akan yaşlarla yapmıştır..
ve huzurunuz yalnız değildir..
sevdiğinizle eşinizle çocuklarınızla yaşamışsınızdır bu güzelliği
ve böyle başlayan gününüz yine O'nun zikriyle en güzel huzur ile
en güzel şükür ile devam etsin istersiniz..

Odanız güneşin ışığıyla aydınlanırken yüreğinizi O'nun kelamıyla aydınlatmak istersiniz..
seher vaktinin en güzel zikrini ötüşüyle yapan bülbüllere,
kokusuyla yapan güllere eşlik edersiniz okuduğunuz o güzel kelam ile..
elinizde Kuran'ınız yanınızda sevdiğiniz eşiniz çocuklarınız..
ve en güzel bir nida kaplar odanızı o güzelim seher vaktinin aydınlığında..
bismillahirrahmanirrahim.. gözleriniz yine dayanamaz bu güzelliğe..
salar huzurun, şükrün gözyaşlarını sinenize.. ve okumanız yüreğinize en güzel huzuru,
gözlerinize en güzel nuru, kulaklarınıza en güzel nidayı bırakır..
ve böylece sürer gider okumanız..

ve en güzel zikrin en güzel hatimesi gelir dile.. sadakulazim..
ve diliniz bu güzelliğin şükrünü yapmak için dönmeye başlarken
elleriniz kalkar dua için O'na doğru.. ve evinizin reisi duanıza başlar..
ve evinizin gülleri bülbülleri o masum yavrularınız duanıza bütün yüreğiyle
bütün masumiyetleriyle amin amin amin derler..

RABBİMİZ en güzeliyle ismin ile iznin ile başlayan bu güzelliği
ne olur yine en güzeliyle ismin ile iznin ile baki eyle...
ve bu sevgimizin meyvesini seni en güzeliyle sevmek eyle
ve bu sevgimizde sunulan gülleri Rasule ulasan güller eyle...
ve bu sevgimizde konuşulan kelimeleri seni zikretmek.. sana şükretmek eyle
ve dökülen göz yaslarımızı hatalarımızı yıkayan bir nur eyle
ve kaygılarımızı şeytan ve nefisi engelleyen kalkan eyle....
RABBİMİZ bizi bu dünyada beraber kıldığın gibi ahirette birbirimizle
ve kendinle beraber eyle..

amin der evinizin reisi..
amin der evinizin nuru..
amin der evinizin gülleri bülbülleri yavrularınız..
amin.. amin.. amin..
hiç bitmesin istersiniz bu anınız.. cenneti daha dünyadayken yaşarsınız
küçük ama size ait odanızda.. küçük ama size nur olan odanızda..
maddi olarak hiçbir anlamı olmayan ama manevi olarak en zengin olan odanızda..
çünkü bakmasını bilirsiniz..
bakmasını bildiğiniz için eşiniz en güzel sevgiliniz
en güzel huriniz
en güzel sahibinizdir sizin..
çünkü bakmasını bildiğiniz için eşiniz en güzel kişidir sizin için..
bakmasını bildiğiniz için gözünüz gönlünüz sevginiz sadece eşinizedir..
bakmasını bildiğiniz için eşinizi O'nun en güzel hediyesi olarak görürsünüz
ve eşinizle O'na varmanın en güzel huzurunuzu yaşarsınız..
eşinizde sevginizde evinizde her an O'nu tecellisini görürsünüz..
O'nu gördüğünüz her şeyde O'nu zikredersiniz..
O'nu gördüğünüz her şeyde O'na şükredersiniz..

bakmasını bildiğiniz için yavrularınız en güzel eğlencenizdir sizin için..
bakmasını bildiğiniz için en güzel eğlenceyi çocuklarınızda görürsünüz..
onlarla olmak en güzel huzur olur sizin için..

bakmasını bildiğiniz için eviniz cennetiniz..
eviniz huzurunuz..
eviniz eğlenceniz..
eviniz Rabbinizin en güzel hediyesidir sizin için..

cennet uzakta değil..
bakmayı bilen O'nun için bakan gözlerinizde..
O'nun için seven yüreğinizde..
O'nun için sevdiğiniz eşinizde..
O'nun için sevdiğiniz yavrularınızda..
O'nun için kurduğunuz yuvanızda..
cennet uzakta değil..


Rabbim tüm mü'min ve mü'minelere dünyadaki cenneti yaşamayı

ve bu cennet ile ebedi saadet olan ebedi cennete varmayı nasip etsin...AMİN...


Aklına yanlızlık gelmesin,mesafeler yalandır.Acılar yüreğni daraltmasn,dünya imtihandr.
Sığın o'RABBE'ki cezası bile LUTFUNDANDıR...

بسم الله الرحمن الرحيم

İnsan ömrü bu; bir kar tanesini fark etmeye bile yetmiyor.
Kar ve ömür.

İkisi de, yeryüzünde kendi kıymete 'değer' bir şeyler bulmadıkça 'tutmuyor'...
(Dar Kapıdan Geçmek / Senai Demirci)



İnsanlar ikiye ayrılırlar; Vaktini beşe ayıranlar,Vaktini boşa harcayanlar....




Kendini Çaldırma.Dikkat et.. !!!
İnsanlık yolunun her tarafı kanla ıslanmış;
Dikkat et de kayma!
Bu zamanda insan çalanlar altın çalanlardan daha fazla.
Duyarsın; hırsızlar sadece malı değil, aklı da çalarlar.
Tamam, kendini önemseme;
Ama dikkat et, kendini de çaldırma!
Ey Hak yolcusu!
Kendinde bir şey yoksa, düşmanı da yok sanma!
Hırsızlar altın peşinde koşuyor;
Sen de altın madenisin kendinden habersiz olma!
Ey insanoğlu!
Hazine bulursun, ama ömür bulamazsın.
Sen uğraş da kendini bul;
Kendindeki gizli hazineyi araştır! Kendini bul;
Bul, ama dikkatli ol, kendini çaldırma!
Bu Hak yolunda açıkgöz bir hırsız pusu kurmuş, seni bekliyor.
Bu hırsıza dikkat et de kendini çaldırma!
Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)




Dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek... O bizi dışarı koğmadan biz...
Şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz .Dünya gelip gecici gercek olan ölüm baki...


Mahcubum Ya RAB!..

Gönül dilinden anlamam konuşamam,
dayanamam bu çileye karşılıksız hiçbir şey veremem diyorsan; talip olmayacaksın Yusufluğa.
Yusuf olmak için Yusuf gibi yürek gerek, gönül gerek, iman gerek.
Züleyha değilsen eğer peşine düşmeyeceksin Yusufların.
Kendi ayarında birini seveceksin ki mutlu olasın.
Her babayiğidin harcı değildir Yusufluk

ve her kadının harcı değildir Yusuf yüreklileri taşıyabilmek,
layık olabilmek, Züleyha olabilmek!..


Copyright ©2011 KARDELEN™

22 Ocak 2011 Cumartesi

Ümit ; nefes alıp vermek gibidir… Ümidi kesilenin; Nefesi kesilir…



GÜL KAPISINDA Bu denge, bu âhenk, bu hâl, bu zaman;

Aşk ile can buldu bu arz, bu devran!..

Yine döner miydi her âlem her an?

Hakk’ı tesbih eden dil olmasaydı!..




Kazanmaya giderken kaybedilenler!…


Minareye kılıf hazırdı!
“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz Müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin.” (Âl-i İmran; 102)
Bir eksiklik var bir yerlerde, bir kopuşun hikâyesi bu. Sımsıkı tutunmamız gereken bir ipin, bilerek ve isteyerek bırakılışı gibi. Uçurumların eşiğine gelmek ve oradan düşeceğini bile bile geriye dönmemek gibi. Hep uyumak ve hiç uyanmamak gibi…
İki yol vardı önümüzde
iyi ve kötü...
Bir gün, üçüncü bir yol daha eklendi hayatımıza. Nasıl olduğunu anlamadan beliriverdi yanı başımızda; bizim sandığımız fakat bizden olmayan, olmaması gereken hayatlar.
Sorgusuzca kabullendik, sanki bize uyar gibi, düşünmeden, telaşlanmadan kabullendik ve başladık o yeni hayatları yaşamaya…
Öyle hayatlar ki; ne çok iyi nede kötü.
İyilikle kötülüğün çarpıştığı, iradenin şaştığı, aklın karıştığı bir yol uzandı önümüzde. Ne garip, değişti her şey aniden. Küçük sandığımız dünyamız büyüdü birden bire. Yeni simalar, yeni dimağlar ve yeni kazançlar.
Yavaş yavaş özünü kaybetti, dünümüzde yaşanan ne varsa. Dünyaya ait yeni şeyler eklendikçe heybemize, daha çok kabarır oldu iştahımız.
İştahımız kabardıkça biz küçüldük. Yeni şeyler kazanma derdine düşerken, tahrip ettiğimiz manevi değerlerimiz, dinimiz, diyanetimiz, yeni yaralar açtı durdu gönül âlemimiz de…
Gören gözler görmüyor artık, yapılan nasihatler faydasız.
Biz “Her şeyin en doğrusunu yapıyoruz ya!” öyle diyor nefsimiz. Oysa gözlerimizde devleşen isteklerimiz, Hak katında değeri olmayan küçücük şeyler.
Biz küçük şeylere takıldık kaldık yok yere.
Çelişkiler aldı gitti başını hayatımızda, iç başka dış başka. Dilimiz başka halimiz başka.
Her şeyi yıktık, yeniden inşa etmeye kalktık, sabit ve değişmez olan dinimizin kurallarını…
Nefsimiz can atıyor diye, dünyalık eşyaya, kendimizce fetva bulmaya başladık. Minareyi çalan kılıfını hazırlar ya, o misal. Biz de çoktan çaldık minareyi. Kılıf mı? O hazırdı bile!
Nefsimiz ne derse yaptık
Birilerinin başı örtülü ama etekleri kısa veya pantolonlu. Örtü ayetine tepeden tırnağa ters düşen, Yaradan’ın emriyle alakasız bir şekilcilik zuhur etti. Rengârenk giysiler donattı sokakları, fetva hazırdı; “Olsun, moda bu, ne yapalım şimdi devir böyle” dedi, içini rahatlatmak isteyenler…
Birilerinin komşusu aç ama kendisi tok, komşusunun fukaralığından haberi bile yok. “Benim daha çok ihtiyacım var. Hele şu evi, şu arabayı bir yenileyeyim, daha sonra” dedi vicdanını susturmak isteyenler…
Birileri faizin haram olduğunu çoktan unutmuş, “Ne çıkar, artık kazanmanın usulü böyle. Ticaret bu, olmazlar da olmalı bazen” dedi gözü doymak bilmeyenler…
Yanıyor sokaklar, yanıyor evler, yanıyor yürekler!...
Yok mu gören? Yok mu bu yangınları söndürmek isteyen?
Biz kendi isteklerimize göre hareket eder olduk. Hakka karşı vefasızlık baş gösterdi, başkalarının doğrudan sapması bizi kendimize getirmesi gerekirken, biz de onların peşinden gittik. İzlerini takip ettikçe izimizi kaybettik. Yol saptı, akıl şaştı.
Karıştı her şey, hal diliyle örnek olması gereken biz Müslümanlar; hal dilini unuttuk, bir Müslüman’ı andırmaktan bile uzağız şimdi. Dışımız yıkılmaya yüz tutmuş, harabe evleri anımsatır hale geldik.
Haram dediğimiz şeylere el uzatırken yanmıyor elimiz, dil uzatırken yanmıyor dilimiz, meylederken gönlümüz yasaklara; ıstırap duymuyor yüreğimiz. Bizi dünyaya bağlayan metalar çoğaldıkça hayatımız da irademiz de üçüncü yola takıldı kaldı, gönlümüz o yola kapıldı.
Akıllıca olanı yaptık, karlı olanı tercih ediyoruz, sandık.
Oysa yanıldık çok yanıldık.
Uyanmalı artık…
Haramlar mubahlaştı, helaller rafa kaldırıldı. Çünkü helal olan, nefsin sınır tanımaz arzularına yetmedi. Yetmeyince de “Bu da olsun, şu da olsun, ne olacak ki, kime ne zararı var ki…” tarzında cümleler kol gezdi dört bir yanda. Hakkın hoşuna gitmeyen hayatlar şekillendi yavaş yavaş…
Maddi boşluklar doldu dolmasına ya, manevi boşluklar ne olacak? Umursamaz tavırlarımız nereye kadar, nereye kadar dinimizden bir haber yaşayışlarımız?
Kurallar, çiğnenmek içinmiş öyle mi?
Hayır, öyle değildir. Allah’ın ayetleri kural değil mi? Kanunlar ve yasalar hayatı düzenlemek içindir. Kuranı Kerim, Allah’ın kanun ve hükümleridir.
Doğrular bunlarken, neden sırt çevirdik bunlara?
Başımıza gelen dertlerin, yaşadığımız problemlerin sebebi, özümüzden kopuşumuz, dinimizi unutuşumuz değil mi?
İslam’ın anlamı teslim olmak değil midir, biz nasıl bir teslimiyet noktasındayız ki dışımızı kendi istediğimize göre şekillendiriyoruz?
Biz Müslümanlığın neresindeyiz ki cebimiz para görünce Allah’ı unutuyoruz?
Biz nasıl Müslümanız ki gösterişli evlerde, saraylarda O’nu arıyoruz. Saray dediğimiz, ha yıkıldı ha yıkılacak dört duvar değil midir? O’nsuzken...
Galiba teslimiyetimizi yanlış yerlere yaptık.
Allah bizim yaratıcımız, halimiz ne olursa olsun, kazancımız ne olursa olsun, O hep bizim Rabbimiz değil mi? Öyleyse neden zaman, mekân ve hayatlarımız değişince unutuyoruz O’nu?
Ya da neden, O’nu unutturan şeylere bu kadar meylediyoruz?
O’nun verdikleriyle idame ettirmiyor muyuz hayatımızı?
O’na muhtaç değil miyiz, her an her saniye?
Kazandıklarımız O’nun emanetleri değil mi?
Ve O’nun istemesi halinde, bir ömür harcayarak elde ettiğimiz kazançlarımız bir anda çıkıp gidemez mi ellerimizden?
“Benim” demeye hakkımız yok, hep “O’nun” dememiz lazım. Nankörlüğün lüzumu yok, olmamalı. Nankörlük çıkmaz sokak gibi değil midir?
Kazandığımız dünyalıklar bize vazifelerimizi unutturmamalı, lakin unutunca, kendimizi soyutlayınca, Allah’ın koyduğu kanunlardan ve kurallardan manevi kayıplarımız çoğalıyor.
Cennete senedimiz varmış gibi rahatça gülebiliyor, rahatça uyuyabiliyoruz. Yarın geç kalabiliriz, telafi etmek için hatalarımızı ve ayıplarımızı.
Şimdi uyanmalı ve hatalardan dönmenin yollarını aramalıyız. Ve bir köşeye oturmalı tepeden tırnağa, içten dışa süzmeliyiz kendimizi.
Allah’ın isteklerine uymayan görüntümüzü, halimizi, tavırlarımızı bir bir elemeliyiz.
Biz, Allah’ın sevgisinden elenmeden…
ZEYNEP YETER ASLAN




İnsanlar zamandan şikayet eder, zaman konuşacak olsa insanlardan utanırdı..

İmam Şâfii

بسم الله الرحمن الرحيم


Aşk'a GeLmek MarifettiR...

Aşkım Var Diye Sevinme

Aşk'ın kurallarını yaşamadan çiğnemeye kalkarsan, aşk seni yerden yere çarpar!

Aşktan büyüdüğünü zannedersin...

Aşkın gözünde küçülürsün de anlamazsın...
Aşıklar kendini bilmezler. Nefs dediğin bir ateşse,nefsin ateşinde yanmayı değil,

nefsi kendi ateşlerinde yakmayı bil... Aşk ehli tehlikelidir...
Yananlar bilir aşkın öfkesine bulaşılmaz...
Aşka ulaşmak için önce aşkın sahasını bulmalı... Kendini kendine katmadan acizliğini farketmeli...

Kibir aşkta yoktur! Sen ey kibir sahibi... Aşkım var diye sevinme.

Seni sevindiren gecici bir heves. Bizim heves dediğimiz ise nefsin yolunda büyüyen ışıktır... Karanlığı göçertmek istiyorsan, kendini acizliğin en alt tabakasına indir...
Ki seni görelim!...
Aşkını isbat edebilesin...
Aşk kanıt ister! Yerin yedi kat dibine in ki, göğün yedi kat semasıyla şereflenesin...
Aşıksan, ayaklarına sürçmemeyi öğret ki, dansınla alemi de döndürebilesin...
Ha Şems olmuşsun ha Kamer!
Ne büyüklüğün önemlidir ne de küçüklüğün.
Aşkınla yüceltir, aşkınla diri biliriz seni
Neyle yoğrulduğunu unutma ey Adem!
Senin varlığın ne su ne balçık ne de başka birşey!

Sadece sevgi... Alem'in özü sevgi ve muhabbetten geliyorsa,

bizden aşk iste, muhabbet iste, sevgi iste.

Ki seni katlardan katlara aşkla ulaştıralım...
Aşıklar makamı farklıdır ey Adem! Acın baş tacı olmalı. Sancın ayrılmazın.

Ve sabrın, canlı ve cansızın şükrüne denk gelmeli.

"Hayy Hakk" dediğinde, titretmelisin!

Sakın ha!

Bu dediğimizle kendini büyültme!

Çünkü biz nefsi bakımdan alçalmışları, gönüllerini yerde tutanları,

sevdaları başta olanları, başları ise edepten ve hayadan eğik olanları hep üstün tuttuk...
Aşkın mübarek olsun'lardan önce, bayramlığını giyin!

Aşka kurban olacaksan, aşkın mübarektir...

AŞKINIZ MÜBAREK OLSUN...



Susuyor, Seni dinliyorum. Adın için yaşıyorum.

Adın ki bir emanet dilimde. Adın ki, eksilmeyen tek kelime…!




AŞK!
O aşk ile dol ki, güzel sev! . Güzeli sev!
”Güzel” kimdir?
Kaşı güzel, gözü güzel, ağzı burnu, yüzü güzel mi? …
Bunu da Hz.Rasûl Aleyhisselâm açıklıyor;
“İnnallahe cemîlûn muhibbûl cemâl…..

ALLAH GÜZELDİR; GÜZELİ SEVER!..



Mahcubum Ya RAB!..

Bir tırtıl misalidir yaşadığımız hayat..
Çok kısadır aslında ömür denen şey.
Kelebek misali doğar,
Yaşar ve ölürüz..
Kendi kozamızı öreriz hayat boyu.

Ya yakıp kendimizi,
İpek oluruz tezgahlara ve hünerli ellere,
Ya da öyle mükemmel işleriz ki kendimizi,
Kelebek oluruz sanatkârımıza..

Hüsnü Avcı



Copyright ©2011 KARDELEN™