GÜL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GÜL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2011 Pazartesi

Bir dost derki dualarda cömert olalım yarın gece inş Dua eden dua bulur!




Ne BÜLBÜL olmak istiyorum, FANI iCiN yanan; NEDE GÜL olmak istiyorum,
ACMADAN SOLAN..Ben sadece RABBİME layık OLMAK iSTiYORUM....

17 Şubat 2011 Perşembe

Beyitlerde Söylenen - SIR


Sırr-ı ışkı sînemde cânumdan evvel saklaram


Bu cihânda sırrını fâş eyleyen hod er degül


Muhibbî


Gül, sırrını açtığı için solgun bir yüzle döner baharından.

Ayrılık acısıyla demlenmiş bir yudum içmeyi dileyerek ağız açan da gül gibi sırrını ifşa eder.

Gül, güzelliğini açığa çıkarmak için açılıyorsa;

insan, yükünü taşıtmak için paylaşır esrarını.

Gülün, her ne kadar güzel hatıraları da olsa başladığı noktada biter yolculuğu.

İnsan ise hafiflemek için bıraktığı yükün altında daha çok ezilmeye başlayacaktır.

Sırrın kaderi budur. Kimsenin bilmediğidir sır. Durdukça yakar.

Bundan dolayıdır ki gül,

yapraklarının yandığını ve bu yanık kokusunun tüm bedenini sardığını görünce sarhoş olur.

Sırrın sırrıyla hemhal olur.

Kendinden geçer ki bir sabah elinde olmadan bir bülbül görsün diye halimi açıverir masumca dudağını.

Kızaran yaprakların ucunu gösterir bir diğer gün.

Sonra o sırrın sırrıyla yanışın kokusu yayılır etrafa.

Her akşam farkına varsa da kendini daha çok ifşa ettiğinin dönüşü olmadığını bilir. Geri adım atamaz.

Gecenin bu pişmanlığı da bir sırdır çünkü ve bu sırrın sarhoşluğu ile

sabahın ışıkları ona daha da çok açtırır güzelliğini.

Bir bakmışsın ki açılmadık, görülmedik yaprak kalmamış.

Elbette yerindedir bülbülün keyfi. Gül ise sırrını ortaya dökmenin derdiyledir.

Ne bülbüle yâr olur ne de içine düştüğü durumdan kurtarabilir kendini.

Sonrasında her yaprağın taşıdığı sır paylaşıldıkça ölmeye başlar.

O ateş gibi yanış kaybolur.

Kokunun nefesi kesilir birden. Başını öne eğmekten başka çaresi yoktur gülün.

Kendine küser. Kalbini kırar kendinin.

Önceleri mağrur bir duruşla karşısına çıktığı rüzgârın bir selamıyla döker bütün yapraklarını.

Hazin bir yok oluştur bu.

Sırrını açığa çıkartan her gülün sonu bu ve de insanın...


Mehmet ŞAMİL


15 Şubat 2011 Salı

Ne Tende, ne kapda, ne ararsan Canda.!!!


Aşk, bir Gül'ün adıydı İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!
Gel ey, unutma bizi! Seni bir seven aşkına sev hepimizi!
Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim
Seni sevdiğim gibi

* Havuzlar başında bizi hâlâ bekliyorsun değil mi, ya Rasûl!

İskender Pala


22 Ocak 2011 Cumartesi

Ümit ; nefes alıp vermek gibidir… Ümidi kesilenin; Nefesi kesilir…



GÜL KAPISINDA Bu denge, bu âhenk, bu hâl, bu zaman;

Aşk ile can buldu bu arz, bu devran!..

Yine döner miydi her âlem her an?

Hakk’ı tesbih eden dil olmasaydı!..




Kazanmaya giderken kaybedilenler!…


Minareye kılıf hazırdı!
“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz Müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin.” (Âl-i İmran; 102)
Bir eksiklik var bir yerlerde, bir kopuşun hikâyesi bu. Sımsıkı tutunmamız gereken bir ipin, bilerek ve isteyerek bırakılışı gibi. Uçurumların eşiğine gelmek ve oradan düşeceğini bile bile geriye dönmemek gibi. Hep uyumak ve hiç uyanmamak gibi…
İki yol vardı önümüzde
iyi ve kötü...
Bir gün, üçüncü bir yol daha eklendi hayatımıza. Nasıl olduğunu anlamadan beliriverdi yanı başımızda; bizim sandığımız fakat bizden olmayan, olmaması gereken hayatlar.
Sorgusuzca kabullendik, sanki bize uyar gibi, düşünmeden, telaşlanmadan kabullendik ve başladık o yeni hayatları yaşamaya…
Öyle hayatlar ki; ne çok iyi nede kötü.
İyilikle kötülüğün çarpıştığı, iradenin şaştığı, aklın karıştığı bir yol uzandı önümüzde. Ne garip, değişti her şey aniden. Küçük sandığımız dünyamız büyüdü birden bire. Yeni simalar, yeni dimağlar ve yeni kazançlar.
Yavaş yavaş özünü kaybetti, dünümüzde yaşanan ne varsa. Dünyaya ait yeni şeyler eklendikçe heybemize, daha çok kabarır oldu iştahımız.
İştahımız kabardıkça biz küçüldük. Yeni şeyler kazanma derdine düşerken, tahrip ettiğimiz manevi değerlerimiz, dinimiz, diyanetimiz, yeni yaralar açtı durdu gönül âlemimiz de…
Gören gözler görmüyor artık, yapılan nasihatler faydasız.
Biz “Her şeyin en doğrusunu yapıyoruz ya!” öyle diyor nefsimiz. Oysa gözlerimizde devleşen isteklerimiz, Hak katında değeri olmayan küçücük şeyler.
Biz küçük şeylere takıldık kaldık yok yere.
Çelişkiler aldı gitti başını hayatımızda, iç başka dış başka. Dilimiz başka halimiz başka.
Her şeyi yıktık, yeniden inşa etmeye kalktık, sabit ve değişmez olan dinimizin kurallarını…
Nefsimiz can atıyor diye, dünyalık eşyaya, kendimizce fetva bulmaya başladık. Minareyi çalan kılıfını hazırlar ya, o misal. Biz de çoktan çaldık minareyi. Kılıf mı? O hazırdı bile!
Nefsimiz ne derse yaptık
Birilerinin başı örtülü ama etekleri kısa veya pantolonlu. Örtü ayetine tepeden tırnağa ters düşen, Yaradan’ın emriyle alakasız bir şekilcilik zuhur etti. Rengârenk giysiler donattı sokakları, fetva hazırdı; “Olsun, moda bu, ne yapalım şimdi devir böyle” dedi, içini rahatlatmak isteyenler…
Birilerinin komşusu aç ama kendisi tok, komşusunun fukaralığından haberi bile yok. “Benim daha çok ihtiyacım var. Hele şu evi, şu arabayı bir yenileyeyim, daha sonra” dedi vicdanını susturmak isteyenler…
Birileri faizin haram olduğunu çoktan unutmuş, “Ne çıkar, artık kazanmanın usulü böyle. Ticaret bu, olmazlar da olmalı bazen” dedi gözü doymak bilmeyenler…
Yanıyor sokaklar, yanıyor evler, yanıyor yürekler!...
Yok mu gören? Yok mu bu yangınları söndürmek isteyen?
Biz kendi isteklerimize göre hareket eder olduk. Hakka karşı vefasızlık baş gösterdi, başkalarının doğrudan sapması bizi kendimize getirmesi gerekirken, biz de onların peşinden gittik. İzlerini takip ettikçe izimizi kaybettik. Yol saptı, akıl şaştı.
Karıştı her şey, hal diliyle örnek olması gereken biz Müslümanlar; hal dilini unuttuk, bir Müslüman’ı andırmaktan bile uzağız şimdi. Dışımız yıkılmaya yüz tutmuş, harabe evleri anımsatır hale geldik.
Haram dediğimiz şeylere el uzatırken yanmıyor elimiz, dil uzatırken yanmıyor dilimiz, meylederken gönlümüz yasaklara; ıstırap duymuyor yüreğimiz. Bizi dünyaya bağlayan metalar çoğaldıkça hayatımız da irademiz de üçüncü yola takıldı kaldı, gönlümüz o yola kapıldı.
Akıllıca olanı yaptık, karlı olanı tercih ediyoruz, sandık.
Oysa yanıldık çok yanıldık.
Uyanmalı artık…
Haramlar mubahlaştı, helaller rafa kaldırıldı. Çünkü helal olan, nefsin sınır tanımaz arzularına yetmedi. Yetmeyince de “Bu da olsun, şu da olsun, ne olacak ki, kime ne zararı var ki…” tarzında cümleler kol gezdi dört bir yanda. Hakkın hoşuna gitmeyen hayatlar şekillendi yavaş yavaş…
Maddi boşluklar doldu dolmasına ya, manevi boşluklar ne olacak? Umursamaz tavırlarımız nereye kadar, nereye kadar dinimizden bir haber yaşayışlarımız?
Kurallar, çiğnenmek içinmiş öyle mi?
Hayır, öyle değildir. Allah’ın ayetleri kural değil mi? Kanunlar ve yasalar hayatı düzenlemek içindir. Kuranı Kerim, Allah’ın kanun ve hükümleridir.
Doğrular bunlarken, neden sırt çevirdik bunlara?
Başımıza gelen dertlerin, yaşadığımız problemlerin sebebi, özümüzden kopuşumuz, dinimizi unutuşumuz değil mi?
İslam’ın anlamı teslim olmak değil midir, biz nasıl bir teslimiyet noktasındayız ki dışımızı kendi istediğimize göre şekillendiriyoruz?
Biz Müslümanlığın neresindeyiz ki cebimiz para görünce Allah’ı unutuyoruz?
Biz nasıl Müslümanız ki gösterişli evlerde, saraylarda O’nu arıyoruz. Saray dediğimiz, ha yıkıldı ha yıkılacak dört duvar değil midir? O’nsuzken...
Galiba teslimiyetimizi yanlış yerlere yaptık.
Allah bizim yaratıcımız, halimiz ne olursa olsun, kazancımız ne olursa olsun, O hep bizim Rabbimiz değil mi? Öyleyse neden zaman, mekân ve hayatlarımız değişince unutuyoruz O’nu?
Ya da neden, O’nu unutturan şeylere bu kadar meylediyoruz?
O’nun verdikleriyle idame ettirmiyor muyuz hayatımızı?
O’na muhtaç değil miyiz, her an her saniye?
Kazandıklarımız O’nun emanetleri değil mi?
Ve O’nun istemesi halinde, bir ömür harcayarak elde ettiğimiz kazançlarımız bir anda çıkıp gidemez mi ellerimizden?
“Benim” demeye hakkımız yok, hep “O’nun” dememiz lazım. Nankörlüğün lüzumu yok, olmamalı. Nankörlük çıkmaz sokak gibi değil midir?
Kazandığımız dünyalıklar bize vazifelerimizi unutturmamalı, lakin unutunca, kendimizi soyutlayınca, Allah’ın koyduğu kanunlardan ve kurallardan manevi kayıplarımız çoğalıyor.
Cennete senedimiz varmış gibi rahatça gülebiliyor, rahatça uyuyabiliyoruz. Yarın geç kalabiliriz, telafi etmek için hatalarımızı ve ayıplarımızı.
Şimdi uyanmalı ve hatalardan dönmenin yollarını aramalıyız. Ve bir köşeye oturmalı tepeden tırnağa, içten dışa süzmeliyiz kendimizi.
Allah’ın isteklerine uymayan görüntümüzü, halimizi, tavırlarımızı bir bir elemeliyiz.
Biz, Allah’ın sevgisinden elenmeden…
ZEYNEP YETER ASLAN




İnsanlar zamandan şikayet eder, zaman konuşacak olsa insanlardan utanırdı..

İmam Şâfii

بسم الله الرحمن الرحيم


Aşk'a GeLmek MarifettiR...

Aşkım Var Diye Sevinme

Aşk'ın kurallarını yaşamadan çiğnemeye kalkarsan, aşk seni yerden yere çarpar!

Aşktan büyüdüğünü zannedersin...

Aşkın gözünde küçülürsün de anlamazsın...
Aşıklar kendini bilmezler. Nefs dediğin bir ateşse,nefsin ateşinde yanmayı değil,

nefsi kendi ateşlerinde yakmayı bil... Aşk ehli tehlikelidir...
Yananlar bilir aşkın öfkesine bulaşılmaz...
Aşka ulaşmak için önce aşkın sahasını bulmalı... Kendini kendine katmadan acizliğini farketmeli...

Kibir aşkta yoktur! Sen ey kibir sahibi... Aşkım var diye sevinme.

Seni sevindiren gecici bir heves. Bizim heves dediğimiz ise nefsin yolunda büyüyen ışıktır... Karanlığı göçertmek istiyorsan, kendini acizliğin en alt tabakasına indir...
Ki seni görelim!...
Aşkını isbat edebilesin...
Aşk kanıt ister! Yerin yedi kat dibine in ki, göğün yedi kat semasıyla şereflenesin...
Aşıksan, ayaklarına sürçmemeyi öğret ki, dansınla alemi de döndürebilesin...
Ha Şems olmuşsun ha Kamer!
Ne büyüklüğün önemlidir ne de küçüklüğün.
Aşkınla yüceltir, aşkınla diri biliriz seni
Neyle yoğrulduğunu unutma ey Adem!
Senin varlığın ne su ne balçık ne de başka birşey!

Sadece sevgi... Alem'in özü sevgi ve muhabbetten geliyorsa,

bizden aşk iste, muhabbet iste, sevgi iste.

Ki seni katlardan katlara aşkla ulaştıralım...
Aşıklar makamı farklıdır ey Adem! Acın baş tacı olmalı. Sancın ayrılmazın.

Ve sabrın, canlı ve cansızın şükrüne denk gelmeli.

"Hayy Hakk" dediğinde, titretmelisin!

Sakın ha!

Bu dediğimizle kendini büyültme!

Çünkü biz nefsi bakımdan alçalmışları, gönüllerini yerde tutanları,

sevdaları başta olanları, başları ise edepten ve hayadan eğik olanları hep üstün tuttuk...
Aşkın mübarek olsun'lardan önce, bayramlığını giyin!

Aşka kurban olacaksan, aşkın mübarektir...

AŞKINIZ MÜBAREK OLSUN...



Susuyor, Seni dinliyorum. Adın için yaşıyorum.

Adın ki bir emanet dilimde. Adın ki, eksilmeyen tek kelime…!




AŞK!
O aşk ile dol ki, güzel sev! . Güzeli sev!
”Güzel” kimdir?
Kaşı güzel, gözü güzel, ağzı burnu, yüzü güzel mi? …
Bunu da Hz.Rasûl Aleyhisselâm açıklıyor;
“İnnallahe cemîlûn muhibbûl cemâl…..

ALLAH GÜZELDİR; GÜZELİ SEVER!..



Mahcubum Ya RAB!..

Bir tırtıl misalidir yaşadığımız hayat..
Çok kısadır aslında ömür denen şey.
Kelebek misali doğar,
Yaşar ve ölürüz..
Kendi kozamızı öreriz hayat boyu.

Ya yakıp kendimizi,
İpek oluruz tezgahlara ve hünerli ellere,
Ya da öyle mükemmel işleriz ki kendimizi,
Kelebek oluruz sanatkârımıza..

Hüsnü Avcı



Copyright ©2011 KARDELEN™

13 Ocak 2011 Perşembe

Aşk da O,Âşık da O,Mâşuk da O’dur..Ve her vücudun cânı “Aşk”tır..


بسم الله الرحمن الرحيم


Her gönül bir tek sevgiliye müştâktır aslında.

Ne var ki, kıblesi yanlıştır.

Bulduğunu sandığı şey,gerçekte aradığı değildir.

Kimisi bir gözleri âhûya zebûn,

Kimisi bir gül yüzlü güzele meftun,

Kimisi de bir ceylan bakışlıya mecnundur.

Bazısı dünyanın âlâyişine kanmış,

Bazısı mâl u mülke aldanmış,

bazısı da hayal alemini,gerçek sanmıştır…

Oysa her birisi,bir tek sevgili tarafından sınanmıştır..

Hülâsâ: Aşk da O,

Âşık da O,

Mâşuk da O’dur..

Ve her vücudun cânı “Aşk”tır..

"Aşk Kıblemdir, Sevgi Secdemdir... Her İbadeti Bozmanın Bir Keffareti vardır, Aşkın Keffareti De Nârdır...





‎"Sevgiliye" açılan pencereleri aramak kapıları aralamaktır ..
Bir nebze de olsa O'na yaklaşmak,yakınlaşmak ...''
Rabbim muhabbetiyle süslesin bizleri...(AMİN...)


Gül yüzünün açtığı lalezarda, bir solgun laledir yaralı gönlüm…
Hiç göremediğim o cemali, anlatılanların ötesinde bilemedim Efendim…

Emanete riayet edip yaratılışının maksat ve manasını idrak edip,
rızasını kazanma azim ve gayreti içinde olan kullarından eylesin...
…Rabbim, korktuğumuzdan emin,
Umduğumuza nail eylesin…Amin

CUMAMIZ MÜBAREK DUALARIMIZ KABUL OLSUN...

KARDELEN





Copyright ©2011 KARDELEN™