20 Şubat 2012 Pazartesi

" Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur. "Mevlâna''

"Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.

Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.

"Mevlâna''


SÖZÜN AMELİNDENDİR....
BELKİ BÜTÜN zamanların özelliğiydi, bilmiyoruz.
Ama birşeyden eminiz; yaşadığımız zamanın bir özelliği bu: sözü amelinden saymamak.
Bu zamanın insanları, sözü çoğaltıyor. Konuştukları arasında üstüne farz olmayan nice konu olduğu gibi, ondan da önemlisi, konuştukları arasında üstüne haram olan konular var. O öyle dedi, bu şöyle yapmış, bunun böyle yaptığını söylediler, berikinden şöyle duydum diyor insanlar. ‘-mış’lardan ‘-dır’ üretiliyor, söylentiden ‘gerçek’ türetiliyor. Niyet okuyor insanlar; “Ben öyle zannediyorsam öyledir” diye biliyor ve o yüzden akıllarına gelen herşeyi diyebiliyorlar.
Böyle diye diye, dostluklar yıkılıyor, kardeşlikler aşınıyor. Güven bunalımı yaşıyor insanlar; kimileri kimseye güvenemiyor, güvenenler ise güvendiği dağlara yağan karları hayretle seyrediyor.
Gelin görün ki, bu yüzden bozulan bir beraberliğin, yıkılan bir dostluğun, biten bir evliliğin, dağılan bir ortaklığın sorumluları, kendilerine savunmakta hiç mi hiç zorluk çekmiyorlar: “Ben birşey yapmadım ki!”
‘Yapmak,’ yani ‘amel etmek,’ yani bir eylemde, bir fiilde bulunmak insanın eliyle, ayağıyla yaptığı şeye işaret ediyor ise eğer; doğru, yaptıkları birşey yok. Karşıdakine ne yumruk salladılar, ne uygun yerine tekmeyi vurup kapı dışarı ettiler. Ne elleri birşey yaptı, ne ayakları.
Ama ‘yapmak’ denilen şeyin içine dudakların kıpırtısı, ‘dil’in kıvrılışı, ses tellerinin titreyişi de giriyorsa eğer, o kadar çok şey yaptılar, o kadar ağır fiiller işlediler, öylesine yıkıcı bir şiddet uyguladılar ki!...
Ses telleri titredi, dilleri kıvrıldı, dudakları kıpırdadı ve ağızlarından ‘söz’ denilen şey çıktı. Birbiri ardısıra birleşip ‘cümle’ haline gelen kelimeler çıktı.
Ki çıkan bu kelimelerin bir kısmı ‘geldikleri gibi gidiyor’du. Kulaklardan girmişti bu sözler; ‘dinlemek’ denilen bir ‘eylem’ ve bir ‘amel’ sonucu içimize girmişlerdi: şöyle olmuş, böyle diyorlar, filan şöyle söylüyor.
Bir kısmı da, ‘kendi üretimimiz’di: sanırım öyle, öyle zannediyorum, muhakkak şundan dolayıdır...
Sözün kısası, şu zamanda, yapılan haksızlıkların, uygulanan şiddetin, sergilenen zulmün asıl büyük kısmı, ellerden ve ayaklardan gelmiyor. Evet, bir düğmeye basıp binlerce insanı öldürecek kadar zalimler de var aramızda; ve bu hepimize zalimlik olarak gözüküyor. Ama, bir sözü ağzından çıkarıp binlerce insanı manen öldürecek kadar zalimler hem çok daha fazla, hem de yaptıkları zalimlik olarak görülmüyor.
Nice diller var ki, bir makineli tüfekten daha seri atışlar yapıyor.
Nice ağızlar var ki, bir atom bombasından daha etkili radyoaktif serpintiler bırakıyor.
Bu raddeye varmamış ağızlar bile tekin değil. Bu ağızlarda bile, kuytularda bir yerde, ilk fırsatta söylenmek üzere birçok söylenti, pek çok zan, bir miktar iftira yedekte bekletiliyor.
Çıkarları dün birlikteliği gerektiren siyasîlerin, işadamlarının, gazetecilerin çıkar çatışmasına düştüklerinde ortalığa saçılan sözlerine bakın. ‘Dünya tatlısı’ bir dile sahip ‘şeker gibi adam’ların, çıkarına veya damarına dokunulduğunda dilinde ve tadında gerçekleşen müthiş değişime bakın. Elleri birşey yapmıyor gerçi. Ama dilleri, bir makineli tüfekten daha zalimce yaylım ateşine tutuyor karşısındakini; ve yine ağızları, bir atom bombasından daha vahşi bir şekilde, geride hiçbir hatıra ve hiçbir yâdigâr bırakmadan bir birlikteliği mutlak surette öldürüyor.
Bana en ağır geleni, ‘canının istediği’nden başka ölçüsü olmayan ve elinde bu dünyadan başkası bulunmayan ‘tek-hayatlı’ dünyevîlerin dilleriyle yapıp ettikleri değil.
Evet, o da ağır geliyor bana. Ama bana en ağır geleni bu değil.
Bana en ağır geleni, ‘rıza-yı ilâhî’ diye bir esastan haberdar olan ve bu dünyanın ‘konulur göçülür bir han’ ve bir ‘dâr-ı imtihan’ olduğunu bilen uhrevîlerin, yani dindarların, yani mütedeyyin insanların da bu girdaba girmesi.
En ağırın da ağırı ise, mütedeyyin insanlar içinde, önder, yol gösterici, mürşid, nokta-i istinad, örnek, nümune-i imtisal konumunda olan gruplar ve kişiler arasında dahi bu duruma rastlanabilmesi.
İnandığın Rab, “Zandan sakının. Zannın çoğu, büyük günahtır!” diyor; sen zannet ve zannettiğine göre hükmet!
İnandığın Rab, “Tecessüs etme!” diyor; sen özel hayatları dikizle ve dikizlediğin kadarıyla hükmedip, mü’min kardeşin hakkında söylenti üret!
İnandığın Rab, “Gıybet etme!” diyor; sen gıybeti ‘ölü kardeşinin etini yeme’ zorluğunda ve kerihliğinde değil, ‘fındık fıstık yeme’ kolaylığında ve lezzetinde gerçekleştir!
İnandığın Rab, “İftira atma!” diyor ve atıp da dört adil şahitle isbatını yapamadığın her iftira için seksen sopa yemene hükmediyor; sen bu dünyada bu şartlarda sopa yemeyecek olmanın rahatlığıyla ve öte dünyada yiyeceğin sopaları asla akla getirmeden “çamur at, izi kalsın!” vahşiliğine giriş!
Üç kuruşluk para, iki kuruşluk makam, bir kuruşluk hürmet, beş para etmez bir şöhret için kimi mü’minlerin kimi mü’minler için söyledikleri sözler; kimi mü’minlerin kimi mü’minler ettiği yaydığı söylentiler, ettiği iftiralar, sarfettiği ‘-mış, -mış’lar, hükmettiği ‘-dır, -dır’lar gözüme, kulağıma, gönlümü iliştikçe, içim sıkılıyor, ruhum daralıyor, yüreğim yaralanıyor.
Hem de ne beter bir sıkılma, ne beter bir daralma, ne beter bir yaralanma!
‘Güzel ahlâk’a dair o kadar onca hadisi hatırlayın.
“Ahlâk dinin kabıdır” hadisini ise unutmayın.
Ve dikkat edin: Kabımız kırılmasın. Kalblerimiz de.
Ben bunun sırrını ve yolunu, eşkiyâlıktan geçip evliyalığa ermiş bir büyük insandan; “İman edenler için o zaman gelmedi mi ki, Allah’ın zikrine ve hak olarak indirilen Kur’ân’a karşı kalbleri yumuşasın” (Hadîd, 16) âyeti yüreğine iner inmez eşkiyalığı ve her türlü kötü ahlâkı bırakıp evliyalığa terfi eden bir nümune-i imtisalden;
Fudayl b. İyaz’dan öğrendim.
İşin sırrı şu: “Sözünü amelinden bil.”
Metin Karabaşoğlu
|Kardelen|“...♥♥♥Ey YaR!! İçinde SEN olmasan Taşırmıydım Bu YüReĞi!..♥♥♥
"Allah'ım! Senden hidayet, takva,
iffet ve gönül zenginliği dilerim."

[ Hadis-i Şerif]

3 Şubat 2012 Cuma

Rabbim! Yüzümü Sana döndüm, Gönlümü de Sana çevir.. Rabbim! Bir Seni bir bildim...

...Çaresizlik Allah'tan gelen en güzel işarettir.
Duanın vaktinin geldiğini gösterir.Kulluğunu hatırlatır kul olana.
Ve Rabbiyle buluşma vaktidir aslında
..Süzülüyorsa gözünden yaşlar,ahlar içindeyse yüreğin,
hüzünlüyse güzel yüzün,
..Rabbin seni özlemiş sesini duymak istemiş demektir.
Öyleyse ne duruyorsun,git onun kapısına
Vur ihlas ve samimi olarak YARAB tokmağıyla
..Bekle..LEBBEYK diyerek açılacaktır sana ...
MEVLİT KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN...
KARDELEN


9 Ekim 2011 Pazar

BEN, diyip hâli anlatacak kelime bulamayışın aczine, SEN diyip dîlin tutuşması eklenince.. Düğüm olan dil olur hep...

Ne kötüdür insanın aklı ile yüreği arasında çaresiz kalması....
Ne kötüdür an kadar yakın bi asır kadar uzak olması..
Ve bilir misin ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması
BEN deyip susması
SEN deyip ağlamaklı kalmasıı..!!!
(alıntı)

Sen Yine Sükutu Giyin Yar!


Ey gönül!
Ne tuhaf değil mi? ömür, şah damarından daha yakın bir Sevgiliyi aramakla geçiyor.
Hz. Mevlânâ


Öyle bahtsız bir haldeyiz ki, yanlış gittiğini görerek rahatsız olmamız gereken kimi şeyler bizi sadece eğlendiriyor....

Metin Karabaşoğlu





Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Sezai Karakoç


9 Eylül 2011 Cuma

Rüyalarınızın gerçek olmasını istiyorsanız önce uykudan uyanmanız gerekir…


Kur’an-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Asra yemin olsun ki hiç şüphesiz insan hüsran (zarar)dadır.
Ancak inanıp salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve
sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.” (Asr, 1-3)

"İnsanlardan korkmak, insanı felç eder; onların eline bakıp onlardan bir şeyler beklemek ise, çok defa sükût-u hayal ve ümitsizliğe sebebiyet verir. Kimseden korkmamanın tek çaresi korkulacak merciden korkmak, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemenin yolu da, her zaman için kuvvetli ve vaadini yerine getirmeye muktedir olana itimat etmekle olur.."

Anlamak; yüreğindeki tanımlayamadığın çırpınışın, ruhundaki galeyanın, secdede son bulmasıdır...

25 Ağustos 2011 Perşembe

‎"ALLAH de, ötesini bırak." [En'am 91]


Es-selamün Aleyküm Kardeşlerim...

Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur'ân-ı Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sûre vardır. Bu sûrede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir. " (Kadir sûresi, 97/ 1-5)

Kadir Gecesi’ni, namaz kılarak, Kur’ân-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfâr ederek ve dua yaparak değerlendirmeli.
Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa nafile kılar. Süfyan-ı Sevrî: “Kadir Gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir.” (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313) demiştir.

Hz. Aişe validemiz demiştir ki; Rasûlullah (sas)’e: “- Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?” diye sordum. Rasûlullah (sas):
“- Allahümme inneke afüvvün tühıbbü’l-afve fa’fu annî: Allah’ım sen çok affedicisin, affı seversin, beni affet.” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tc. VI, 314).
Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü tevbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler....

Bu Mübarek Gecede O'nu hakkıyla yerine getirenlerden olmak dileğiyle...

Kalpleriniz Kadir gecesinin feyz ve bereketi ile dolsun.
Bütün müminler kadir gecesinde indirilen KURAN`ın ve elçisinin şefaatlarına nail olsun

İNŞAALLAH...




Aç kalmak, susuz kalmak, gözü, gönlü, kulağı, dili dizginlemek oruca tutunmak; orucun nefsi tutması, şeytanı zincirlemesi. Ne muhteşem şey ruhun iftihar ettiği iftar dakikaları; Alemlar sultanının askeri olduğunu hatırlamak, o bilinçle yemeden içmeden kesilmek bir nevi melekleşmek.
Böylesi dönen duran günler final gecesine hazırlıktır. Öyle bir gece ki gündüzler yanında sönük kalır, bin aya denk bir aydınlık ve bereket getirir o gece. Zira Kur’an o gecede inmeye başlamış; gönülleri karanlık vahşetinden aydınlık sabahında uyandırır olmuştur.

Bu geceyi idrak ve ihya eden bin ay yaşamışlık bereketini erişir. Özü yakalamayan çokluklar ne işe yarar ki. On bir aya bedel bir ay, bin aya denk bir gece; özü yakalanmamış ve özü özümsenmemiş binler ay ve sene yaşamanın ne anlamı var?

Çekirdeksiz ağaç, meyvenin çekirdeği olmadan yeniden bir ağaç olur mu?

Ömür tarlasını çekirdeklerle süslemek; ahir ömürde ebediyet sümbülleri devşirmektir. Kısa zamanda sonsuzluk mahsulatı başka nasıl elde edilir?

ALLAH aşkıyla yanan kulun kalbine dokunan zikir notası...
dua için semaya kalkan eller şükrün masumiyetidir...
ne kadar kirli olursan ol ALLAH de kalbim dedin mi hayat sana masum bir gülücükle göz kırpacaktır...
bil ki yaşamın gayesi ALLAHdır...
şimdi dön bir bak aynaya neyin gercek sahibi sensin?????
AMELLERİNİN....
yanında kim olursa olsun....kimi en cok seviyorsan sev...

ve bil ki bir gün sadece sen ve amellein baş başa kalacaksın???
o zaman kalk diril kalbim...ufkun gölgesi yaklaşmakta...

varolanlar bir son bulmakta...

zaman usulca akıp gitmekteyken bakakalma


KALK VE DİRİL KALBİM...




“Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa’fü anni”


“Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa’fü anni”


“Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle”