18 Ocak 2013 Cuma
"İnsanları; Kitaplar Gibi Düşünün Ve Kapaklarına Bakıp Aldanmayın; Okumaya Başlayınca Değerini Anlarsınız..."
16 Ocak 2013 Çarşamba
Ey dünya! ğöz kırpma bana.Ben ilahi aşka talibim. Sen neyin etrafında dönersen dön, ben sahibime dönenim...
Ah o umarsızlık!
Dücane Cündioğlu
7 Ocak 2013 Pazartesi
Hayatta varsa da ağlayıp, gülmek. Aslında güzeldir dünyaya gelmek.Arzulanan en kutlu dilek,İmanla yaşayıp, imanla ölmek. . . !
6 Ocak 2013 Pazar
Güzel vaktini boş şeylerle etme zayi, Tesbih et artık her şeyin sahibini..
4 Ocak 2013 Cuma
" AŞK " ile İlla HUU...
Zâtını bilmek ancak esmâ ve tecellîyatı iledir. Hüner, ALLAH TEÂLÂ'yı, ALLAH TEÂLÂ ile bilebilmektir...
28 Mayıs 2012 Pazartesi
“Dildir insanı muazzez eden. Dildir insanı muazzeb eden…”
“Dildir insanı muazzez eden. Dildir insanı muazzeb eden…”
Yüce Allah insanı yarattı. Sonra ona beyanı öğretti. Yani dil verdi. Kişinin ilmi ve aklı dilinin altında gizlidir. Allah rahmetini böyle gösterdi. Rahman, insanı yaratan, okumayı ve Kur’anı öğreten ve beyanı öğretendir. (Rahman, 55:1-5) insanın aklına, zekasına ve bilgisine tercüman olan dilidir. “Dildir insanı muazzez eden. Dildir insanı muazzeb eden…” İnsan dil ile değer kazanır ve yine dil ile değerini kaybeder. Hz. Ali (ra) “İnsan dilinin altında saklıdır. Konuşturunuz ne olduğunu anlarsınız” der. Kişinin aklını gösteren dilidir. Dil bir başka anlamı ile gönül ve kalp demektir. Kalbin tercümanı dil olduğu için her ikisine de dil denilmiştir. Kişi kalbinde olanı dile getirir ve kalbinden geçeni ifade eder. Bu nedenle kişi ne konuşuyor ve dilinden ne dökülüyorsa o odur.İnsanın başını belaya sokan dilidir. Dil bazen bir aslan gibidir, bazen de yılan gibidir. Başının belaya girmesini istemeyen kişi dilini tutmasını bilmelidir. Konuşmak faydasız değildir; ama çok sözün de faydası yoktur. Söylemeyene dilsiz, çok söyleyene de geveze derler. Sözü az ve öz söyleyenin ömrü uzun ve bereketli olur. Konuşmasını bilmeyenin de başına gelmedik iş kalmaz.

10 Mart 2012 Cumartesi
"Unutmayın..!! Dünyada yaşamıyorsunuz, Dünyadan geçiyorsunuz.." Hz. Mevlana
"..Namaz Kılan Yaşlıyı Severim, Ama; Namaz Kılan Gence Aşığım..!"Hz.Ömer (r.a)

Ömrün nihâyete doğru yaklaşmakta...
Bak, saçın-sakalın ağardı:
"Beyaz renk kir götürmez!"
Kalp aynaya benzer; nefs de nefese... Nefs kalp aynasına soludukça ayna buğulanır.
Günahkârın kalbi, yaşlının güç ve kuvvetten düştüğü için yeterince temizleyemediği aynasına benzer.
Ârifin kalbi ise gelin aynasına benzer. Gelin her gün aynanın karşısında kendine baktığı için aynasını da temizler, parlatır…
Bunun için;
Zâhidlerin gayreti çok amel işlemek;
Âriflerinkisi ise hâli düzeltmek yönündedir!
Atâûllah İskenderî

28 Şubat 2012 Salı
Allah'ı hakkı ile tanısaydınız Dualarınızla dağlar yerinden oynardı...Hz MUHAMMED S.A.V....
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan ALLAH(C.C.)'a
hamd olsun...
Yanmaktan korkuyorsa kişi "AŞK KAPISI"ndan girmemeli...
Ya "KOR Yürekli" olmalı insan...
Ya da KOR barındıracak kadar "Yürekli"...
Şems-i Tebrizi
"..Namaz Kılan Yaşlıyı Severim,
Ama; Namaz Kılan Gence Aşığım..!"
Hz.Ömer (r.a)
Garip bir musalla taşıyım ben…
Garip bir musalla taşıyım ben…
Üzerimden ne insanlar, ne hayatlar geldi geçti sayısını bile bilmiyorum. Üzerime her konan soğukluğumdan şikâyet etti. Bilmiyordu ki bu benim değil, ölümün soğukluğuydu.
Benden korkuyorlardı. Ama az sonra kabirde karşılaşacakları çetin hesabı bilecek olsaydılar,
eminim kıyamete kadar üzerimde kalmayı tercih ederlerdi.
Garip bir musalla taşıyım ben…
Kimi insanlar olur ki sabırsızlanırım “Bir an önce üzerimden alıp da götürsünler” diye.
İnanın, bazılarının günahlarını ben bile taşıyamıyorum! Şu ayaklarım da mermer olmasa çökeceğim olduğum yere.
Ama öyleleri de var ki onların sıcaklığında, kendi soğukluğumu unutuyorum. “Cenaze namazını biraz daha uzatsalar,
biraz daha beraber kalsak” diyorum.
Garip bir musalla taşıyım ben...
Bilmiyorum, mimarisi benim kadar basit ama benim kadar ürkütücü olan başka bir yapı var mıdır yeryüzünde…
Garip bir musalla taşıyım işte ben…
İnsanlar bana bakınca düşünsün tefekkür etsin, artık bir şeylerin farkına varsın istiyorum.
Ama her seferinde şöyle bir ürperip, yüz çeviriyorlar benden.
Onların bu haline ben, bazen acıyarak, bazense hüzünle bakıyorum.
Sonra alaycı bir tebessümle haykırıyorum onların tarafına; “Çevir bakalım kafayı, elbet bir gün buluşacağız.
O zaman da böyle yüz çevirebilecek misin benden?” diyorum ama sesimi duyuramıyorum, duymuyor insanlar beni.
Garip bir musalla taşıyım ben…
En hafif yüküm, kışın üzerime biriken kar taneleridir. O soğuk günlerde, bana inat yükselen
ve bana küçümsermiş gibi tepeden bakan binalara bakarım, bütün ürkütücülüğümle.
“Acaba?” derim kendi kendime ve pencereleri gözlerim, “Şu pencerelerden bana bakıp da ölümü düşünen var mıdır?” diye.
İnanır mısınız, daha hiç görmedim bugüne kadar böyle bir kimseyi...
Garip bir musalla taşıyım ben...
Camiye girip çıkanlara bakarım ibretle, “Acaba sıra hangisinde?” diye...
Bazen cemaatten seçtiğim birisinin gelmesini isterim, “Şu gelir bugünlerde herhalde” derim, kendi kendime.
Hatta geçen gün beni yapan ustayı getirdiler üstüme. İşi zor gibiydi, Allah yardım etsin.
“Vay be usta! Sen de geldin demek!” dedim ama ne fayda; o kendi derdindeydi, duymadı bile beni…
Garip bir musalla taşıyım ben…
Bazen çocuklar gelip oynar üzerimde, şakalaşırlar. En çok sevdiğim de bu işte.
Ölü taşımaktan başka bir işe yaramadığımı düşündüğüm anlarda, onlar gelir, unutturur hüznümü ve kötü hatıraları.
“Keşke hiç gitmeseler yanımdan” derim. Bir de o güzelim ezanlar, salalar ve kandil geceleri…
Bunlar da olmasa vallahi çekilecek iş değil benimkisi...
Garip bir musalla taşıyım ben...
“Acaba” diyorum kendi kendime, “Bir günlük tutsaydım ne olurdu?”
Herhalde dünyanın en yoğun ve en sıkıcı günlüğünü yazmış olurdum ben!
Şu cenaze namazlarında konuşulanları, fısıldananları yazsam belki ilgi çekerdi?
Düşünsenize, millet cenazede bile dünya muhabbeti yapıyor. Rahmetlinin varislerine neler bıraktığını soruyorlar birbirlerine!...
Bir de üzerime gelenlerin ağır yükünü, hazırlıksızlıklarının ızdırabını, karşılaşacak oldukları kabir hayatından nasıl korktuklarını yazsam, hiç bitmeyecek ama çoğu insanın da okumaya korkacağı kitap olurdu herhalde.
Garip bir musalla taşıyım ben…
İşte, yine bir ezan ve ardından hoş bir sala…
Belli ki yine bir yolcu var. Kimmiş, hiçte merak etmiyorum. İnanın çektikleri o azapları görmek, çok incitiyor beni.
İnşaallah iyi birsidir de şu soğuğunun üstüne bir de onun ızdırabıyla kahrolmayayım.
Ey insan! Aklına başına al da ne sen benim üstümde yorul ne de beni yor…
OKTAY ÇAKMAK

Edebin ne kadar önemli olduğunu bilseydiniz... Allah'tan rızık yerine edep isterdiniz..."
Hz. Ali
Efendimiz(sav):
-"Altın tasla kevser suyunun başında ümmetimi bekleyeceğim. Oraya gelenlere ikram edeceğim. " der.
Ahir zaman gençlerini görünce elindeki tası bırakır. Bunu görenler:
-"Ya Rasulullah! Onlara vermeyecek misin?" deyince Rasulullah onlara:
-"Ahir zamanda alnını secdeye koyan gençlerle arama altın tası koymak istemiyorum
onlara elimle ikram edeceğim ." der...
O alnı secdeli gençlerden olmak duasıyla ...

24 Şubat 2012 Cuma
Sonsuzluk Çağrısına Ses Ver Ey aşk!

Kalbin nerede ise, orası seninledir...
İsmini hatırlayamadığım bir sahabe Peygamberimize bakarken birden ağlamaya başlar… Peygamberimiz (asm) sorar:
“Neden ağlıyorsun?” Gözleri yaşlı sahabe cevap verir:
“Ey Allah’ın sevgilisi, sen Peygambersin, bir gün bizler öleceğiz. Sen Rabbine kavuşacaksın ve Cennete gideceksin;
ama bizim ne olacağımız belli değil… Ben öldükten sonra, bir daha seni hiç göremezsem diye korkuyorum…
Beni ağlatan bu…”
Duygulanır Efendimiz (asm), “Üzülme” der: “Üzülme, çünkü kişi sevdiği ile beraberdir… Orada da öyle olacaktır…”
Sahabe için Cehennem, biraz da Peygambersiz kalmak, onu görememektir…
Bu sevgidir, bu bağlılıktır onları Cennete taşıyan…
Sahabeyi sahabe yapan…
Peygamberimizin (asm) vefat ettiğini öğrendiğinde, “Kim Muhammed öldü, derse; onun boynunu vururum” diyen Hazret-i Ömer de bilmektedir her nefsin bir gün gelip ölümü tadacağını; ama dayanamamıştır gitmesine…
Vefat ettiğini öğrendiği an onu özlemeye başlamıştır çünkü…
Yokluğudur onun gözlerini dolduran…
Özlemekte miyiz Hazreti Muhammed’i (asm)?
Zaman zaman bizim de gözlerimizi doldurmakta mıdır onu özlemek?
“Muhammed öldü” diyenlerin, ona “ölü” muamelesi yapanların boynunu vurmak geçmekte midir bizim de içimizden?
Onu bir gün görebilme ihtimali düştüğünde içimize, titremekte midir göz kapaklarımız?
Hazret-i Peygambere mektup yazan liseli çocukları gördüğünüzde bakışlarınız dalıp gider mi çok uzaklara?
Sevgiyle ve inatla hiç önünüzdeki boşluğa “Lebbeyk ya Muhammed (asm)” diye bağırmak geçer mi içinizden?
Bir kalbi kalp yapan, o kalbin içinde hayat bulanlardır…
Kalbimizdeki ne ise, biz oyuz aslında…
Geri kalan teferruat…
Geri kalan, et, kemik, kan...
Birkaç kelime…
Birkaç uzun cümle…
İşlerimiz, cinsiyetimiz, memleketlerimiz, ne zaman doğup ne zaman öldüğümüz...
Birbirlerini seven dostlar için edilen bir duâ vardır. “Allah sizi Cennette komşu yapsın” denir onlara…
Allah sizi sevdiklerinizle komşu yapsın…
Dualarıma içtenlik ver Ey RABBİM.. Her ihtiyacımı sana muhatap olma vesilesi eyle..
Fısıltılarımı, iç çekişlerimi, suskunluklarımı da dua diye kabul eyle..
Herduamda sonsuz yakınlığını hissetmeyi, hiç bitmez ihsanını tatmayı nasip eyle..
Bir kalbi kalp yapan, o kalbin içinde hayat bulanlardır…
Sarayını, çardağını göklere kadar yüceltmeye ne hacet var?”
Hafız-ı Şirazî
Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o.
Eli hep omzumuzda. Evde televizyon izliyoruz geceleri. Sabahları beraber gidiyoruz işe.
Okulda yanımızda oturuyor, aynı sırada.
Gemiyi yanaştırırken, çımacımız, ameliyata girdiğimizde hemşiremiz, araba kullanırken muavinimiz.
Tatile beraber çıkıyoruz. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor.
Ayrılıp gitse bile bir süre yanımızdan, eli hediyelerle dolu dönüyor tekrar.
Ah o rengârenk ambalajlara sarılı kutular! Ah kardeşi ölümün; gecelerimizi kaleydoskoplara çeviren sihirbaz!
Yoruldukça sokuluyor yanımıza ağır ağır, dostane tebessümü narkoz, tam indireceğiz maskesini cerrahımızın,
ışıl ışıl gözlerini mahmur gözlerimize saplıyor. Seviyoruz katilimizi. Çünkü her sabah elimizden tutup kaldırıyor mezarımızdan. Güneşi altın bir madalya gibi takıyor boynumuza. "Bir gün daha yaşadınız!" diye çığlık atıyor.
"İşte döndünüz hayata!"
Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda.
Bir gün göremesek onu, başımıza ağrılar giriyor. İki gün göremesek kan çekiliyor damarlarımızdan.
Üç gün göremesek dayanıyor kapımıza, gülüşünü şakağımıza dayayıp boş senetleri imzalatıyor.
Rakamları o seçecek, Marlon'u kıskandıran "Baba". Artık onun emrinde çalışıyoruz.
Deniziz, dalgalarımızı bir bir esir alıyor. Rüzgârız, yelkenlerimizi tek tek yırtıyor. Ateşiz, kıvılcımlarımızı çil çil satıyor böceklere. Taciriz, kervanı şehrin girişinde karşılıyor hep. El koyuyor bütün mallarımıza. Yalnız o indiriyor pazara kumaşı.
Tek gözü görmüyor. Heybelerin bir gözü onun. Herkesin kârına ortak. Yine de kızamıyoruz ona.
Kızmak da ne, yarısını bağışlıyoruz hayatımızın. Çatırtıyla ayrılıyor ikiye karpuz. Suları çenemizden damlıyor hayatın.
Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda.
Bakın nasıl yürüyoruz gözlerimiz kapalı. Nasıl uzatıyoruz ellerimizi boşluğa.
Kayıp eşyamızı arıyoruz her gece yatağımızdan kalkıp. Som altından çiviler çakıyoruz namımıza.
"Somnambülizm" diyorlar işimize ne tuhaf, gözleri kapalı hüküm verenler. Hem birbirimizden ne farkımız var!
Milyarlarca uyurgezer, yaşıyoruz kardeşçe. Birden uyandırmak kimin haddine!
Hadi hep beraber uzatıp ellerimizi, kütüphanelere doğru yola çıkalım. Bütün gece yol alalım, sabah ezanına kadar.
"es- Salâtu Hayrun min en- Nevm!" Müezzin gözkapaklarını tıklatsın.
Hey kimse yok mu! İki kontrol kalemi gibi dokunsun kollarımız kalın ciltlere.
Yanan kızıl ışıkları varsın olmasın gören. Kızıl ötesi dürbünümüzle vurup satırları bir bir.
Avlarımızı paylaşalım. Dök çantanı o halde yere.
Çevir sayfalarını sözlüğün. "U" harfine gelene kadar uyuma!
Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda.
Adı uyku. Bakalım ne yazıyor sözlüğümüz hakkında:
"Dış dünyadan ve vücuttan gelen uyarıları tamamen veya kısmen etkisiz hale getirip ruhun hakkını bedene iade eden sevimli eşkıya", " Kralla soytarıyı aynı direğe bağlayan şerif", " Varlığını da yokluğunu da en şiddetli şekilde hissettiren efsanevi kahraman", " Allah'ın mazlumdan da zalimden de esirgemediği hayat iksiri", " Çeçe sineklerinin yaptığı zehirli bal"...
Sözlük de sözlükmüş ha! Seviyor mu sevmiyor mu belli değil. Övüyor mu övmüyor mu?
Eski Çin'de suçlular mahkum edilmiyor mu uykusuzluğa!
Antik Roma'nın Makedonyalı kralı Perseus uykusuzlukla öldürülmüyor mu!
Demek ki uykuya ihtiyacımız var! Uyku bir sis gibi çökmüyor mu caddelere!
Çeçe sinekleri kara bulutlar gibi dönmüyor mu aklımızın üstünde! "Nevm"in başında "nun" var.
O büyük balık açmış karanlık ağzını sonsuza.
Atmak için gözlerimizin kapanmasını beklemiyor mu, hiçbir kervanın yanından geçmediği o derin kuyusuna.
Demek uyanmaya ihtiyacımız var!
Ölümle aramız iyi değil ama kardeşiyle iyi anlaşıyoruz. Bizi seviyor o. Eli hep omzumuzda.
" Uyku ölümün kardeşidir!" diyor Abdulkadir Geylâni, "Allah alır o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında..."(Zümer,42) âyetinden çalıp elması. Üşüyoruz. Uyku aczin örtüsü dünyada.
Ancak kudret eliyle sıyrılabiliyor örtü. Bütün gücümüzle haykırıyoruz: Eksikliklerden uzak olan Yüce Allah uyumaz.
Melekleri de uyumaz O'nun. Cennetlikler de uyumayacaklar.
"İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar," diyor Hz. Peygamber.
Ne hazin macerası insanın. Uyanabilmesi için ölmesi lazım!
Fakat ölüyor her gece, diriliyor her sabah. En güzel uykuyu geçiyor uyanışın atı.
Uyumanın en güzel tarafı uyanmak. Kıyamet koptu!
Ah insan!
Hâlâ kıyamet alâmetleri arıyor kitaplarda.
A. URAL

" Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et.
Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibikötü enerji çeker.
Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar.
Kainatın matemetiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer" diyor DOST...
"Hiçbirkonuda emin olma."
Kendini ayrıcalıklı sayma.
Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.
Herzaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy.
Açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma.Tevazudan şaşma.
Ancak ozaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. " diyor DOST...
Şems-i Tebrizi









